24 Mayıs 2016 Salı

Kişilik üzerine..

Bu post bakmadığında İngilizce oluyo.

Doğduğum andan itibaren birisinin gölgesinin altından kurtulamadım. Annemin heybeti, babamın şöhreti ve bununla üstüme yığılan beklentilerin altında, emirler içinde büyüdüm. En azından yaşça.

Düzgün otur. Dik dur. Sessiz ol. Soru sorma. Ona dokunma. Onu yapma. Sen hede hödönün kızısın, hanımefendi ol.

Daha ufağım. Dayak korkusu var üstümde. Sanki çizgiyi azıcık aşsam ölecekmişim gibi. Yetmiyomuş gibi bir de "bilmemkimin kızı" ağırlığı var. Yanlış yaparsam annem hayal kırıklığına uğrar. Mükemmel olmam lazım. Hata yapmamam lazım. Nerde nasıl oturacağım, ne giyeceğim, kime nasıl hitap edip ne şekilde konuşacağım falan hepsi önceden planlı. Bilmiyosam sadece gülümse. Otur sevimli ol. İnsanlar güzel olan şeyleri fazla sorgulamaz zaten.

O zamanlar ne yaşadığımı bilmediğim nice şey şimdi travmatik etkiler içinde yüzmemi sağlıyo resmen. Yalan olmasın, asla ailemi suçlamıyorum. Onlar en iyisini istediler sadece, her aile gibi.

Sadece en iyisi benim için iyi değildi.

Yaş azıcık ilerledi. Okul. Sus. Sessiz ol yoksa dalga geçicekler. Azalanıcaksın. Derslerin iyi olmak zorunda. Gülümse, gülümse. Duygularını yaşayanı dışlıyorlar. Ha zaten dışlandık dışlanacağımız kadar belli bi kategoriye sığmayınca ama, yine de. En az hasarla kapat. Arkadaşım yoktu resmen. Öğretmenlerle muhabbet ediyodum.

Azıcık daha. Ergen. Herkesten nefret ediyorum, herkesi suçluyorum, hep sizin yüzünüzden! Kollar kan içinde, beyaz banyonun içinde kırmızı çizgiler oluşturuyo. Ne iz bırakacak kadar derin, ne de acıtmayacak kadar hafif. İkisinin ortası. Koşullandırma - her hata yaptığın zaman geçmişteki acıyı hisset ki aklına gelsin.

Neden anlam yüklüyorum ki herşeye? Hayatımın anlamsızlığından olsa gerek.

Yanlış arkadaşlar. Yanlış başlangıçlar. Hala hayatımın kontrolü elimde değil, bu sefer arkadaş baskısı var - onları kaybetmiyim korkusu. Kızmasınlar bana diye haklı olduğum halde özür dilemeler.

Bu adamla çık. Bu yaşta sevgilisiz olunurmu? Olunmaz. Hadi dışarı çıkalım. Saat 11 olabilir, annen izin versin ne olcak?

İsyan bayrakları arkadaş zoruyla açılır, ama hala aile korkusu vardır bir yerlerde. O da bi ara patlak verdi zaten.

Üniversite. Yeni ortam. Yine aynı şey. Aa sen boşta mısın, gel bi arkadaşım var onla tanıştırayım seni. Onla çık. Sevdin mi? Olsun ya seversin. Yalanlar kurtarmıyo. Boşa düşüyo ve ben kendimi çok da istemediğim bi ilişkinin içinde buluyorum.

Ha bu arada, dominant karakterli insanlarla beraber oluyorum. Neden? Benim karar verme gibi bir yeteneğim yok. Kontrol edilmek zorundayım, ve bu esnada da kendime nasıl yalanlar söylüyorum! Nasıl bir fantezi dünyasında yaşıyorsam, inanmışım kendi hayatımı yaşadığıma. Külliyen yalan. Kim ne derse o.

Hayatımda bir kez karar veriyorum ve sonuç katastrofik. Muazzam bir göçük. Hayat iyice renklerinden oluyo, artık sadece gri tonlarında ve benim aklımda sadece ölüm var. Onu da yapamıyorum, çünkü kardeşlerime sorumluluğum var. Yapamıyorum ama nefes de alamıyorum. Düzelemiyorum. Saçma sapan şeyler yapıyorum ve etkileri anında geri geliyo. Bunu atlatmak için psikiyatriye yöneliyorum, tekrar üniversite başlıyor ama ilaçlar bile artık fayda etmiyor.

Zihinsel olarak komaya girmişim bi kere en başından. Nasıl kendimi o komadan çıkarıcam, ne ara "bu benim hayatımdı dimi lan" diyip kendime gelicem hala bilmiyorum. Yaşadığım şeyler arasında o kadar çirkin şeyler var ki - o kadar çirkin şeylere karşı sessiz kalıp izin vermişim ki inanamıyorum. E doğal olarak onca şeyin üstüme sürünüp beni de çirkinleştirmesi uzun sürmedi.

Hiçbirşeyi doğru yapamıyorum, bakımsızlıktan vücudum kendine gelemiyo, aynaya her baktığımda midem ağzıma geliyo ve hayallerimin hepsi birbirinin içine o kadar girmişki artık ne istediğimi bile bilmiyorum. O derece sürreal bir Dali tablsou gibi kafamın içi - sadece bi anlamı yok. Saçma sapan heryerden bişiler çıkıyo ve abstrakt bir şekilde korkutucu ve/veya iç bulandırıcı ama orda işte. Kendi içinde bi kuantum sıçraması oluşturmuş, zamanın akmadığı bir kafa yapısı haline gelmiş, yarım yamalak bir kaç kutu yap-bozdan bir tane yap-boz tablosu çıkartmaya çalışıyorum. Yamalı yamalı.

Tabi düzelmiyo haliyle hiç bişi çünkü hala karar veremiyorum hiçbişeye.

Uzun lafın kısası, birilerine kimlik yüklemeyin. O insanlar o kimliğe bürünmek için kendi benliklerinden oluyolar, ve sonra kendilerini bulamadıkları için ya tımarhaneye yatırılıyolar, ya da erkenden mezarı boyluyolar. Özellikle çocuklara böyle şeyleri üstelemeyin. Onlardan "mini ben" yaratmaya çalışmayın, veya "toplum öyle kabul ediyor" diye üçgen bir deliğin içine yuvarlak olan birini sokmaya çalışmayın. Kafanızda bir ben yarattıysanız, o kişi olmadığım zaman bana bağırıp çağırmayın. Kişiliksiz, kuzu halinde insanlar yaratırsınız ancak böyle yaparak.