21 Ağustos 2016 Pazar

Bir Electropol Festival Istanbul 2016‬ faciası


Pardon da bu ne biçim bir etkinlikti? Yapılan organizasyona organizasyon demeye bin şahit ister. Hadi maddelere bölüp, Robyn bugün neden sinirli, insanlar niçin küfrediyor bir bakalım. Minik minik, açık kelimelerle, yavaaaaaş yavaaaaş anlatacağım, herkes anlasın, değil mi?


1. Kapı Önü Faciası:
Saat 6'da geldik ve gördüğümüz kapalı kapılar ve bekleyen güruhtan dolayı ne olduğunu şaşırdık. Etkinlik mi kalktı?Ne oluyor yahu? Kimse bilmiyor. Bir sürü insan çimlere yayılmış, Maslak Oto Sanayi'nin benzincisinde oturuyor, içeriden müzik sesleri geliyor, ve biz giremiyoruz. 1,5 saat kapıda bekledik. BİR BUÇUK SAAT. Bu etkinlik 2'de başladı, 6'da ne kuyruğu yahu?! "Güvenlik nedeniyle" dendi, "içerisi çok kalabalık" dendi, "kapıda sıkışma var" dendi.. Bakın, durum buysa, buna göre önlem alırsınız. Bilet satmak kolay, o satılan biletler bangır bangır "%94ü gitti!" diye duyururken ona uygun güvenlik/önlem/giriş önlemleri alınmalıydı.

Neyse dedik. 1,5 saat sonra içeri girdiğimizde resmen mutluluktan ağlayacak halde girdik içeri. Girdik ama..

2. Maslak Arena Faciası:

Life Park için satılmış olan biletler, Life Park standartlarına göre yapılmıştır. Bunun için, Life Park'ın kaldırabileceği bir alternatif yer seçilmeliydi - ve bu alan Maslak Arena değil! O kadar doluydu ki adım atacak yer yoktu mekanda! Hayır bu insanların suçu değil kardeşim! Organizasyon olarak, gelecek kişi sayısını biliyor olmanız gerekir. Biletleri ona göre satmadınız yahu?! Electropol sayfasında "%94 gitti çabuk olun" diye reklam yapmadınız mı?! Yahu bu mekan %100 kişiyi almayı bırak, en fazla %50sini alabilirdi ancak?!

Hadi insanları geçtim..

3. Poineer Standı Faciası:

Eyvallah, güzel olay, millet DJ olsun, eğlenilsin, eğlenelim, oley.. Ama ana parti çadırının dibinde olan bu standın müzikleri, ana sahnede çalan müzikle birbirine girdi! İki ayrı telden çalan müziğin ve ritmin sonucu ise ayrı bi felaket! Ayrı ayrı güzel olan parçalar, birbirinin içinde sdece abuk subuk melodi oluşturdu. Ha, ayrıca, Poineer Standı'da Hot Dog standının dibinde olduğu için, hot dog kuyruğundakilerle birbirimizin içine girmemiz, ve "enfes"(!) hot dog kokusuyla burun buruna olmamız cabası.

Tamam bunlar da olabilir dedik, içeri girdik, bakalım sahne nasıl, dans edelim azıcık diye amma velakin..

4. Ana Çadır Faciası:

BU ÇADIRDA NİYE HAVALANDIRMA YOK KARDEŞİM? Bin tane adam var içeride, ve hepsi hoplayıp zıplıyor dans ediyor haliyle, bunun için burdayız, ama hiç mi havalandırma, ne bileyim, klima filan koymazsınız yahu? Bira veren barmenler, orda token satan elemanlar o kadar terlilerdiki ölecek sandık. Sonra bi öleceğiz sandık! Neden?

Yahu Ağustos 20. Hava felaket sıcak zaten. İçerisi kapalı alan, iki tane kapısı var, ESMİYOR VE HAVALANDIRMA YOK. O kadar sıcaktıki içeride 10 dakikada fazla durursak heralde bayılacaktık. Saunada dans partisi vermekle eşdeğer bir saçmalıktı. Hareketsiz dursak bile iki saniye içerisinde her pordan(ciltteki gözenekler olur kendileri) ayrı bir nehire döndü, sel oldu, vıcık vıcık olduk. Üstümüzde bir şort, bir tshit vardı, bu arada. Gayet havadar kıyafetler vardı yani. Tamam son dakikada yer değiştirdiniz de, bu dahiyane beyinlerinize hiç mi gelmedi "yav bir sürü insan olcak, bi havalandırma taksak hemen şuraya?" diye düşünmek? Hı? Dans ediyoruz, Küçükçiftlik Park'ta Skrillex konserine gitmiş birileri olarak kışın ortasında, donmamız gereken havada terledik. Açık hava. Şubat'ta. Buz gibi. Montları çıkartıp dans ettik. Ağustos'ta çadır içinde ölüme terkedilmiş gibi oldu resmen!

Onu da geçtim..

5. Uyuşturucu Faciası:

Yanımda biri "şeker" attı! Yanımda yahu. Biramdan bir yudum istedi ve o yudumla beraber hap attı resen. Demekki güvenliğiniz bi halt edememiş, çünkü içerdekilerin yarısı çoktan göz bebekleri hayva gibi büyümüş, haplanmış bir şekilde geziyordu. Ha yaşlarından bile emin değilim, +16 ne gece 2de bitecek olan festivalde? +18 yapsanız hadi neyse diyeceğim, en azından reşitler. Neler oldu gecenin sonunda hiç bir fikrim yok.

Çünkü DVBBZ son bir gün kala iptal etmişti, ve sonra öğrendim ki..

6. Konuk Faciası:

Line up'ın yarısı yok. Cielo'ya ve Tommy Trash'e ait hiç bir çekim, fotoğraf vs. görmedim. Tommy Trash'ten hiç bir yorum yok. Cielo ne oldu bilmiyorum. Ya da belki onların videosunu çekmeyi unuttu herkes mucizevi bir şekilde, çünkü biz saat 11.30 sularında "bu kadarı yeter, dayanamayacağım artık" dedik ve alanı terk ettik.

Koskoca festivalde birkaç tesellim vardı, onlarda hep kişilerin getirdiği keyifli anılardı. Arkadaşımla beraberdim, bu en iyisiydi zaten - çünkü dostluk her türlü zorluğu katlanılır hale getiren bir şey.

Ayrıca bira dağıtılıan yerdeki token vermekle uğraşan elemana aşırı büyük saygılar: her tarafından ayrı ter fışkırıyodu, barmenler bize bakamayacak kadar yoğunken token alımını bırakıp bize bira yetiştirdi. İsmini alamadım, ama genç bi çocuktu, çadırın içinde tokenlerle meşguldü.

İkinci olarak kapıdaki güvenliklerden biri herhalde en çok bezenlerden biriydi, çünkü kapıdaki güruh içeri girmek istiyordu, ve onların öfkeli halleriyle bu abimiz meşguldü. Sesi kısılmasına rağmen bağırarak laf anlatmaktan vazgeçmedi ve bir şekilde içeri girmemizi sağladı sonuç olarak. Bide benim güneş gözlüklerimi denedi, o da zevkliydi baya. Saçlarımıza "tövbe bismillah ne yaptınız saçınıza" diyen, giderken de "gülü gülü" diye seslenen abimiz, "tövbe bismillah dayımız", seviyoruz seni. Adamsın. :)

Gitmeden hemen önce fazla tokenlerle t-shirt aldık, birde fotoğraf çektirdik #makethemove başlıklı. Saklayacağım bir anım oldu, beni arayan bayan güvenlik görevlisi ayrı bir tatlılık abidesiydi, "sizi unutmayacağım!" diye arkamızdan sevimli sevimli uğurladı biz kolay gelsin dedikten sonra. Hakikatten göze batar bir haldeydik aksesuar bakımından, onlar da bunu tatlılıkla karşıladılar, hiç hır gür yaşamadım, ve bu güzel bir şey. Ama keşke tek güzel şey bu olmasaydı be ya!

Kısacası Electropol, seni gözümüzde çok büyüttük. Ben geç bir doğum günü hediyesi olarak almıştım bileti, çok heyecanlıydık arkadaşımla beraber. Ama bana yaşattığınız şey facia ardına facia oldu. Heralde toplasan yarım saat dansettik, geneli dışarıda nefes almaya çalışmak ve duracabilecek/oturabilecek yer aramakla geçti. Rezaletti ve açıkçası geç doğum günüm, tabiri caiz ise, piç oldu. Bunların hangi birine göz yumayım, yumsam geriye ne kalıyor?!


Öff be kardeşim.

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Depresyon nedir?

Meraba, ben Robyn. Depresyondayım. Ve bunu insanlara açıklamaya çalışmaktansa canlı canlı yanmaya rağzıyım.
"Pozitif düşün" - Onu yapabilsem zaten sorun kalmayacak dimi kardeşim?
"Hepsi kafanın içinde." - CİDDEN Mİ. BEN KIÇIMDA SANIYODUM, VAY ARKADAŞ.
"Abartıyosun/Mutsuz olmak istiyosun/Savaşmıyosun" 

Savaşıyorum. Her sabah kalktığımda "niye ölmedim" demekten vazgeçmeye çalışıyorum. Aynaya baktığımda gördüğüm şeyden tiksinmemeye çalışıyorum. Kendimi yataktan kaldırmak için zihinen 15+ dakika hazırlanmam gerek. Dışarı çıkartmak için bir saat. Belki daha fazla. Bir sürü kötü düşünceyi ve paranoyayı yenmek için debeleniyorum. Bu düşünceler arasında;
"Kesin çirkinim & şişkoyum diye bakıyolar"
"Onlara niye benzemiyorum? Keşke onlara benzesem."
"Kesin beni kullanıyo. Yoksa benle niye beraber olsun?"
"Sinirli. Kesin bişi yaptım."
"Benim yüzümden."
"Yapamadım."
"Yapamıyorum."
"Yapamayacağım."

Bunları düşünmek istediğimi zanneden insanlar varsa, manyak mıyım ben? Böyle bi kafaya niye isteyerek sahip olmak istiyim?
Sorunları biliyorum, nerede ney yanlış ve neden kaynaklanıyora kadar herşeyi çözdüm ama henüz düzeltmek için bir çözüm bulamadım. En fazla günlük olarak kendimi ittirmeyi başarabiliyorum şimdilik. Düzelemeyecek kadar kötümüyüm? Hayır.

Ama bunun da ciddi bir sıkıntı olduğunu anlayın. Kafamın içini size açıp gösteremem, yada ne hissettiğimi size anlatamam, hissetiremem.

Herkesin kafası ve zihinsel dayanıklığı, olayları ele alışı değişiktir. Kimimiz sorunların en zorunun altından bile kalkabilecek kadar mantıklıyızdır, kimimiz ise en ufak durumda kırılacak kadar hassasızdır. 
Benim için, kafamın içi sanki herkesin bağıra çağıra konuştuğu, kocaman bir oda. Camı çerçevesi olmayan, gri, ve tıklım tıklım bir oda. Kaçamadığım bir yer. Dinlesem başka, dinlemesem başka.
Uyuyamıyorum. Uyusam bile parça parça uyuyabiliyorum, bu yüzden "yorgunmusun?" sorusunu sorma - evet, yorgunum. 
Saçma sapan kabuslar artık normal bi olay, bacağımın sürekli sallanması elimde olan ve bilinçli olarak yaptığım bir şey değil. 
Çözemediğim şeyler yüzünden sinirleniyorum çünkü yetersiz hissediyorum kendimi. Yetersizim diyorum.
Asla yapamayacağım, huzurum olmayacak. Kafamın iki tarafı iki ayrı uçken, beni kim ne yapsın?
Ailem bensiz daha rahat yaşar diyorum.
Arkadaşlarım beni dinlemek zorunda kalmaz diyorum.

.....



Gülmeye çalışıyorum. Eğlenmeye çalışıyorum. Düşünmemeye, daha doğrusu mantıklı düşünmeye çalışıyorum. İyi anılarıma tutunuyorum ve beni en derinden yaralayan kişileri ve olayları düşünmemeye çalışıyorum. Herşeyi oturtup çözüm aramaya çalışıyorum. 

Ama bazen gücüm kalmıyor gerçekten. Bazen uyanasım bile gelmiyor, yataktan çıkmayı bırak.. Dışarısı güneşliyken o güneş bana ihanetmiş gibi geliyo. Bedenim sanki bir ton, kaldıramıyorum kendimi. İlaçlarımı almayı unutuyorum. En sevdiğim şeylerden bile soğuyorum. Boğazım her daim düğüm düğüm oluyo böyle günlerde, ve tek yapabileceğim şey ise kendi kendime sarılıp "geçicek, geçicek" demek oluyo.

En azından kendime bunu öğretebildim. 

İlaç alıyorum evet. Ama ilaçlar tek başına birşey yapmaz. Sade geçici olarak seni stabil bi duruma getirir. Onun üzerine bişiler kurabilirsin, ama nasıl becermen gerektiğini her zaman bilemiyosun, ve bu noktada terapistler devreye giriyor. Göremediğin çözümleri sana sunmak, yaşadığın travmaları çözümlemek ve sonlandırmak için bir profesyonelin varlığı kesinlikle şarttır.

Diyeceğim şu;
Bu lanet olası şey, sırf zihinsel bir olay değil, bedeni bile komple göçertebilecek kadar güçlü bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekmektedir. Sizden istediğim tek şey anlayış ve saygı. Acımı hissetmenizi veya bana ekstra şevkatmiş, otmuş, bokmuş filan göstermenizi istemiyorum. Acımanızı filan da istemiyorum.

Sadece anlayış ve saygı istiyorum. Başka bişi değil.

Kolaylaştırmak için tıbbı terimleri de aşağıya not olarak bırakıyorum. İhtiyacınız olursa diye.

Kalın sağlıcakla. Hem fiziksel hem zihinsel olarak.



Depresyon nedir?

Tıbbi sözlükte der ki;
Uyaranlara karşı duyarlığın azalması, girişim gücünün ve kendine güvenin yiterek umutsuzluğun, karamsarlığın güçlenmesi biçiminde beliren ruhsal bozukluk.

Belirtileri ise;
Konsantrasyon Sorunları: İş yerinde, okulda ya da yemek yaparken dahi konsantre olamama, bir kitabın veya filmin sonunu getirmekte zorlanma.
Detayları Hatırlamakta Zorlanma: Yaşanan bir olayın önemli detaylarını unutma, hatta bazen olayların kendisini unutma.
Karar Vermekte Zorlanma: Daha önceden kolaylıkla verilen kararları depresyon nedeniyle verememe, yanlış karar vereceğinden korkma.
Halsizlik ve Enerji Azlığı: Nedensiz halsizlik, hobi veya keyif alınan diğer aktiviteleri yapmakta zorlanma, ilgisizlik.
Suçluluk, Değersizlik ve/veya Beceriksizlik Hisleri: Nedensiz olarak ya da sizin kontrolünüzde olmayan olaylar nedeniyle yaşanan suçluluk hissi, günlük aktiviteler sırasında dahi beceriksizlik hissi.
Normalden Fazla veya Az Uyuma: Uykunuz olsa dahi bir türlü uykuya dalamama veya tam tersi olarak yorgun olmasanız dahi günde 9-10 saat uyuma.
Olumsuz Düşüncelerin Önüne Geçememe: Her şey yolunda olsa dahi gelecekle ilgili aşırı kaygılanma, kendinizle ya da sevdiklerinizle ilgili önüne geçemediğiniz olumsuz düşünceler.
İştah Azlığı veya Aşırı İştahlı Olmak: İştahta, uyku gibi depresyon sırasında 2 farklı uçta olabilir. Bazı kişiler olumsuz düşünceler nedeniyle iştahını kaybederken bazı kişiler bu mutsuzluk halini aşmak için daha fazla yemek yiyebilir.
Huzursuzluk Hissi, Agresif Olma Hali: Ortada bir neden yokken huzursuz hissetmek, olaylar karşısında aşırı sinirli ve agresif tepkiler vermek.
Aşırı Alkol Tüketimi: Depresyonda olan kişilerde alkol tüketiminin artması dışında aşırı hızlı araç kullanma, kumar oynama ve tehlikeli sporlar yapma gibi düşüncesiz davranışlarda artış görülebilmektedir.
Hayatın Yaşamaya Değer Olmadığı Düşüncesi: Renkli bir sosyal yaşantınız, iyi ilişkileriniz ve başarılı bir işiniz olabilir ancak depresyondaysanız bunların hayatınıza değer kattığını görmeden yaşamanın bir anlamı olmadığı düşünebilirsiniz.

Alarm belirtileri;

  • Çok üzüntülü bir ruh halinden mutlu bir ruh halinde aniden geçiş.
  • Sürekli ölüm hakkında konuşma veya düşünme.
  • Derin üzüntü, ilgi kaybı, uykusuzluk ve yeme sorunları.
  • Kişinin “ölüm isteği” olması ve buna bağlı olarak tehlikeli davranışlarının artması.
  • Önceden değer verdiği şeylere karşı ilgisinin kaybolması.
  • Değersizlik, umutsuzluk, anlamsızlık hakkında yaptığı yorumların artması.
  • “Kurtulmak istiyorum”, “burada olmasam daha iyi olurdu” cümlelerini sık kullanması.
  • İntihar hakkında konuşması.

24 Mayıs 2016 Salı

Kişilik üzerine..

Bu post bakmadığında İngilizce oluyo.

Doğduğum andan itibaren birisinin gölgesinin altından kurtulamadım. Annemin heybeti, babamın şöhreti ve bununla üstüme yığılan beklentilerin altında, emirler içinde büyüdüm. En azından yaşça.

Düzgün otur. Dik dur. Sessiz ol. Soru sorma. Ona dokunma. Onu yapma. Sen hede hödönün kızısın, hanımefendi ol.

Daha ufağım. Dayak korkusu var üstümde. Sanki çizgiyi azıcık aşsam ölecekmişim gibi. Yetmiyomuş gibi bir de "bilmemkimin kızı" ağırlığı var. Yanlış yaparsam annem hayal kırıklığına uğrar. Mükemmel olmam lazım. Hata yapmamam lazım. Nerde nasıl oturacağım, ne giyeceğim, kime nasıl hitap edip ne şekilde konuşacağım falan hepsi önceden planlı. Bilmiyosam sadece gülümse. Otur sevimli ol. İnsanlar güzel olan şeyleri fazla sorgulamaz zaten.

O zamanlar ne yaşadığımı bilmediğim nice şey şimdi travmatik etkiler içinde yüzmemi sağlıyo resmen. Yalan olmasın, asla ailemi suçlamıyorum. Onlar en iyisini istediler sadece, her aile gibi.

Sadece en iyisi benim için iyi değildi.

Yaş azıcık ilerledi. Okul. Sus. Sessiz ol yoksa dalga geçicekler. Azalanıcaksın. Derslerin iyi olmak zorunda. Gülümse, gülümse. Duygularını yaşayanı dışlıyorlar. Ha zaten dışlandık dışlanacağımız kadar belli bi kategoriye sığmayınca ama, yine de. En az hasarla kapat. Arkadaşım yoktu resmen. Öğretmenlerle muhabbet ediyodum.

Azıcık daha. Ergen. Herkesten nefret ediyorum, herkesi suçluyorum, hep sizin yüzünüzden! Kollar kan içinde, beyaz banyonun içinde kırmızı çizgiler oluşturuyo. Ne iz bırakacak kadar derin, ne de acıtmayacak kadar hafif. İkisinin ortası. Koşullandırma - her hata yaptığın zaman geçmişteki acıyı hisset ki aklına gelsin.

Neden anlam yüklüyorum ki herşeye? Hayatımın anlamsızlığından olsa gerek.

Yanlış arkadaşlar. Yanlış başlangıçlar. Hala hayatımın kontrolü elimde değil, bu sefer arkadaş baskısı var - onları kaybetmiyim korkusu. Kızmasınlar bana diye haklı olduğum halde özür dilemeler.

Bu adamla çık. Bu yaşta sevgilisiz olunurmu? Olunmaz. Hadi dışarı çıkalım. Saat 11 olabilir, annen izin versin ne olcak?

İsyan bayrakları arkadaş zoruyla açılır, ama hala aile korkusu vardır bir yerlerde. O da bi ara patlak verdi zaten.

Üniversite. Yeni ortam. Yine aynı şey. Aa sen boşta mısın, gel bi arkadaşım var onla tanıştırayım seni. Onla çık. Sevdin mi? Olsun ya seversin. Yalanlar kurtarmıyo. Boşa düşüyo ve ben kendimi çok da istemediğim bi ilişkinin içinde buluyorum.

Ha bu arada, dominant karakterli insanlarla beraber oluyorum. Neden? Benim karar verme gibi bir yeteneğim yok. Kontrol edilmek zorundayım, ve bu esnada da kendime nasıl yalanlar söylüyorum! Nasıl bir fantezi dünyasında yaşıyorsam, inanmışım kendi hayatımı yaşadığıma. Külliyen yalan. Kim ne derse o.

Hayatımda bir kez karar veriyorum ve sonuç katastrofik. Muazzam bir göçük. Hayat iyice renklerinden oluyo, artık sadece gri tonlarında ve benim aklımda sadece ölüm var. Onu da yapamıyorum, çünkü kardeşlerime sorumluluğum var. Yapamıyorum ama nefes de alamıyorum. Düzelemiyorum. Saçma sapan şeyler yapıyorum ve etkileri anında geri geliyo. Bunu atlatmak için psikiyatriye yöneliyorum, tekrar üniversite başlıyor ama ilaçlar bile artık fayda etmiyor.

Zihinsel olarak komaya girmişim bi kere en başından. Nasıl kendimi o komadan çıkarıcam, ne ara "bu benim hayatımdı dimi lan" diyip kendime gelicem hala bilmiyorum. Yaşadığım şeyler arasında o kadar çirkin şeyler var ki - o kadar çirkin şeylere karşı sessiz kalıp izin vermişim ki inanamıyorum. E doğal olarak onca şeyin üstüme sürünüp beni de çirkinleştirmesi uzun sürmedi.

Hiçbirşeyi doğru yapamıyorum, bakımsızlıktan vücudum kendine gelemiyo, aynaya her baktığımda midem ağzıma geliyo ve hayallerimin hepsi birbirinin içine o kadar girmişki artık ne istediğimi bile bilmiyorum. O derece sürreal bir Dali tablsou gibi kafamın içi - sadece bi anlamı yok. Saçma sapan heryerden bişiler çıkıyo ve abstrakt bir şekilde korkutucu ve/veya iç bulandırıcı ama orda işte. Kendi içinde bi kuantum sıçraması oluşturmuş, zamanın akmadığı bir kafa yapısı haline gelmiş, yarım yamalak bir kaç kutu yap-bozdan bir tane yap-boz tablosu çıkartmaya çalışıyorum. Yamalı yamalı.

Tabi düzelmiyo haliyle hiç bişi çünkü hala karar veremiyorum hiçbişeye.

Uzun lafın kısası, birilerine kimlik yüklemeyin. O insanlar o kimliğe bürünmek için kendi benliklerinden oluyolar, ve sonra kendilerini bulamadıkları için ya tımarhaneye yatırılıyolar, ya da erkenden mezarı boyluyolar. Özellikle çocuklara böyle şeyleri üstelemeyin. Onlardan "mini ben" yaratmaya çalışmayın, veya "toplum öyle kabul ediyor" diye üçgen bir deliğin içine yuvarlak olan birini sokmaya çalışmayın. Kafanızda bir ben yarattıysanız, o kişi olmadığım zaman bana bağırıp çağırmayın. Kişiliksiz, kuzu halinde insanlar yaratırsınız ancak böyle yaparak.

29 Nisan 2016 Cuma

Duygusal Mazoşizm

Yine kendimi sorguladığım gecelerden biri. Yine abuk hava, yine bi boşluk, boşluktan doğan saçma skim mutsuzluk depreşmeleri.

Facebook sayfası açık, olan olayları iyi kötü izleyip kafamda yorumlayıp rafa kaldırıyorum. Kafa boşlatmak mı, kafayı iyice doldurmak mı bilemedim.

İlaç aldımmı bugün? Galiba unuttum yine.

Canımdan çok sevdiğim arkadaşlarımın harap olmasını izliyorum. İzliyorum çünkü bi halt yapamam. Durum onların durumu, zamanında söylediklerim hala geçerli ama işte tekrar söylemenin ne yeri ne zamanı. Hem zaten "ben demiştim" demenin manası yok. Sadece "keşke yanılsaydım" diye düşünebiliyorum ve elimden geldiğince yanında olmaya çalışıyorum.

Hoş, dinime küfreden müslüman olsa, ben sanki farklıyım. Kafa bu işte.

Geçmişe bakıp "acaba bağ kurabileceğim, empati yapabileceğim bi durum var mıydı" diyorum. Ve mesele aşk ise hiç bi skim bulamıyorum. Neden? Ben aşık olmadım. Ha gayret olduğumu sandım, onda da ilişki yalan oldu. Ha varmıydı öyle bişi aslında onu da bilmiyorum. Tamamı yalan olabilir.

Merak ediyorum, acaba ben mi takıntı haline getirmiştim bu adamı? Yoksa yalnızlık mı getirmişti beni bu hale? İlk bulduğum ihtimale takılmıştım sadece? Gerçek bişi varmıydı yoksa ben sadece kafamda mı kurmuştum herşeyi? Bütün hisleri ve düşünceleri manipüle ederek yolumu yürünmez hale sokmuştum belki.

Ya da sadece sevmek ve sevilmek istemiştim. Çünkü sevginin kendisini seviyodum, o da tuzu biberi oldu.

Bu saatten sonra zor görünür yol. Sanırım bi kaç milyon bin kedi almalıyım.

"Bi umut belki düzelir" diye tutunduğumuz rüyaları bi kenara bırakıp, yol yakınken kesmek lazım bu bağları. Farkında olmadan yavaşlatıyor bizi. Sürekli acı çekiyosun düşünsene. Ya kanser gibi resmen, ne tutuyosun?! "Belki iyi huyluya döner" nah döner. Dönmez. Bi kere kötü huyluysa hep kötü huyludur. Git tedavi ol gel anasını satayım.

"Bıçaktan korkuyorum, çok alıştım varlığına" dediğin herşeyi bırak. Sigara, alkol, eski sevgili, tırnak yeme ne varsa bırak gitsin.

Rahatsız ve mutsuz olmaya ne çok alışmışız yahu.

7 Eylül 2015 Pazartesi

Lanet Olsun!

İyi hoş ama lanet olmuyo işte.

Terörü şiddetle kınıyoruz! Şehit ailelerine başsağlığı diliyoruz! Bunları hede hödö kem küm lanetliyoruz!

Sonuç?

Aynen düz devam. Sen facebook'ta, orda burda kınadığınla kalıp, "ben çok uyanığım herşeyden haberim var, herşeyin aslını ben biliyorum" imajını çizip oturmuş oluyosun. Imajın yerinde mi? Okey, devam ediyorum.

Akıllı sanıp ortalığı birbirine iyicene katıp düşmanlığa düşmanlık katmak için paylaştığın her paylaşım, ortamı germek için söylediğin her söz, şan kattığın her şehit ego tatmininden başka birşey değil, onu demek istiyorum. İnstagram'da siyah resim paylaşınca, ölenin ruhu şad mı oluyo? "Hüseyin bak bizim adımıza siyah resim paylaşmışlar, terörü de kınıyolarmış!"

Hay ağzına sıçayım senin.

O çocukların daha yaşayacak yılları vardı lan. Gencecik halleriyle öldü gitti ve sen beş dakikada başkasından yürüttüğün "terörü kınıyoruz" postu ile ne o ailenin acısı dindi, ne kendilerini güçlü ve kalabalık hissettiler, ne o şehit geri geldi, ne de ruhu cennete erişti. Öldü lan öldü o çocuklar.

Askerlerle beraber insanlığımız da öldü. Hepimiz klavye başından sallamaya başladık çünkü gücümüz sadece buna yetti. Neden? Korkuyoruz çünkü. Ağzımızı açıp, yumruğumuzu kaldırmaya korkuyoruz çünkü her an bir TOMA altında kalıp etkisiz hale getirilebiliriz. İşin kötü tarafı, bunun için adımız "terörist"e, "çapulcu"ya çıkabilir, acıdan ölen yakınlarımız "karaktersiz" ve "kanı bozuk" olabilir.

Yani yattığımız yerde de rahat yok. Biz yatınca değişen bişi de yok. Niye?

Sürü psikolojisi.

Bende korkuyorum. Benim de elimden gelen tek şey acıklı acıklı alabildiğim haberlere bakmak. Öyle bi hale geldim ki okuduğum her habere "gerçekten böyle mi acaba" der hale geldim.Gözüm bunu görüyor evet, ama medya ne yansıtıyor? Biri anya diğeri konya olan iki ucun dışında, ortada kalmış bir medya organı var mı?

Gerçek nerde ve ne kadar hızlı bi şekilde elime geçiyo?

Ben neyi görüyorum, veya neyi görmek istiyorum?

Acaba ben sandığım kadar nötrmüyüm, yoksa geçmişte toplumun bana yedirdiği sınırlar, bilinç altımı mı etkiliyo hala?

Sonuç şu ki, her saniye ölüyoruz. Her saniye ya acıdan ya gerçekten ölüyoruz. Yaşımız, dinimiz, dilimiz, cinsiyetimiz farketmiyo - karşıysak ölüyoruz, karşı değilsek de ölüyoruz.

Ve onlara da bi skim olmuyo!

Ha peki "napcam o zaman" diyosan bende bilmiyorum. Savaşcaz. Adam olup oy vercez, öyle "anarşistim ben istemiyorum, fak dı sistım" diyeni ıslak kızılcık sopasıyla döverim, sizin de o aşağı gördüğünüz koyunlardan farkınız yok amk.

Yeterli mi? Yetersiz. Diyecek laf, edecek küfür bulamıyorum. Bunları yapana kadar çözüm üretmek lazım. İnsanlığı gömdüğümüz yerden geri çıkartmak lazım yoksa gidişat iyi değil.

29 Ağustos 2015 Cumartesi

Kaç kız, tanklıyorum!

Bu oyunun kattığı zevki heralde başka bi oyunda bulamıycam.


Peki niçin? Biraz bahsedeyim. Teeee fi senesinde, bendeniz daha yeni 19-20 sınırındayken, Çağan diye biriyle tanıştım. Efenim bu bey, bir kaç bey ve hanımla World of Warcraft oyunuyodu tanıştığında. Nasıl tanıştığımıza değinmeyeceğim, ama yakışıksız bi durum yoktu.

Battlegrounddaydı. Tabi ben bilmiyodum neyin ne olduğunu, o zamana kadar oyuna para vermek mi? LOL, f2plerle iyiyim ben kafası yaşıyodum. Lakin o battleground'u gördüm, "aaa ne ilginç" derken bir kedi geçti!

Çita. "O NEĞ!" diye çığırdım. Druidmiş. Kedi oluyomuş, ayı oluyomuş, kuş oluyomuş.. oyunu anlatmaya başladı. İyicene ilgimi çektikten sonra denemeye karar verdim. İlk açtığım karakterse Pantherspurr adına bir night elf druid'di. Neden?

Kedi.

Guild'a alındım - Tosun Pasha, US - Elune -ve alınmamla beraber muhabbete aşık oldum. İnsanlara rahat, insanlar nerd, insanlar geyik ve ingilizce türkçe karışık! Ben ki hayatım boyunca adam akıllı sığınacak yer bulamamış zat, bi anda "HONEY I'M HOME" diye eve gelmiş gibi oldum resmen!

Sonra US'ten taşındık, EU'ya geçtik. Horde olduk. Raid ettik, şu oldu bu oldu. Ben Burning Crusade'de başlamıştım ve neyin ne olduğunu bilmiyodum, tabisi elimden tutup yer yön gösterdiler ve sonrasında oyuna alıştıkça bende aynısı yapmaya gayret gösterdim.

Güzel günlerdi. Hikayesine, karakterlerine, görsellerine aşık olmamı bırak, ben o ortamı seviyodum.

Sonra? Sonra bitti gitti. Cataclysm bitti, Mists of Pandaria açıklandı ve bi anda herkes yokoldu. Buyrun soğuk duş etkisi! Bi daha da toplanılmadı, o keyif kaçtı, bende kendimi bi Roleplay server'ına attım. Hala da ordayım. Neden?

Çünkü bu oyun sayesinde bissürü şeyin altından kalkabildim. Büssürü anım oldu, büssürü güzel insanla tanıştım. Gerçek hayattan kopup, o korkunçlu günleri bu oyunda bulduğum insanların yanında, pikseller arasına kaçarak atlattım.

Guild Leader'ımız Arman'a - Nam-ı Değer Urich Lockgaard, agresif cüce, kızıl saçları raid esnasında beyazlayan tank -, Raid esnasında random anime introları çalan Byb'a - Shienarathla, hunter extraordinaire, hunter-senpai -, Aslı'ya - diğer agresif kızıl cüce Gilgret -, İnci'ye, - Pearlnebula, healadin, "ben holy'ken de quest yapabilirim ki", mount'mu, var o bende! - Erşat'a - DK op hacı, şşş, - Zusa'ya - abi horde daha gzel -, Çağan'a - INTRUDER ALERT, INTRUDER ALERT - Barlas'a - gnome'mu o - Kaan'a - arcane iki tuş - Cantürk'e - stripper paladin, yaralı şaman, YORU COCK?! - Murat abiye, ve oyunda tanıştığım, sevdiğim herese /salute! Göçüp gidene de ayrı bi /salute.

Selam olsun o güzel insanlara, ve selam olsun Blizzard'a! GG, WP.



6 Haziran 2015 Cumartesi

Beyaz Kız

Ekşisözlük'te bi yazı okurken, bende kendi eklememi yapayım dedim.

Son iki senedir çok şey öğrendim. Kendime, hayata, insanlara.. herşey üzerine bi çok şey öğrendim. Yaşlı, genç.. bi sürü öğretmenim oldu. Kendi yanlışlarımı gördüm. Kafamın ucuna oyulmuş yanlışları öğrendim mesela. Orospunun görüntüde değil, ruhta bittiğini öğrendim. Kalıba bakıp, kesin şöyledir böyledir dediğimi, sonra da insanlardan beni görüntüme göre yargılamamasını istediğimi farkettim. Bu tavrımın yanlış olduğuna kanaat getirerek, bitirdim. Kadınlık kavramının ruhta bittiğini öğrendim. Dişi olmama rağmen, "kadın" olmak zorunda olmadığımı öğrendim. Bilmediğim bir sürü cinsel kimlik olduğunu öğrendim.
Depresyonun insanın kafasını nelerle doldurduğunu, depresyonu yenince farkettim. Irkçı düşüncelere sahip değilim, ama şartlandırıldığımı farkettim. Birileri korkuttuğu zaman aşırı tepki verdiğimi farkettim. İnsanların sınırlardan ibaret olmadığını savundum, ama "oralı/buralı" kafasını her ne kadar "biz kardeşiz" desekte birileri tetikleyince ağzımdan döküldüğünü ve bunun ne kadar yanlış olduğunu farkettim. Irk derken, şair burada tek bir ırktan bahsetmiyor, yanlış olmasın. "Lan ne diyorum ben ya/ne yapıyorum lan ben" diyene kadar da iş işten geçmiş oluyo.

Kişilerin iyiliği ve kötülüğü, kökenine veya görünüşüne göre ayarlanmaz. Yaşadıklarına göre şekillenir. Aklının açıklığına göre değişir.

Zihindeki zincirleri sorgulamadan taşımak, sirkte doğmuş bir kaplan gibi yaşamaktan farksız. Sorgulama yok, itaat ediyosun, neden ettiğinin farkında bile değilsin çünkü olsan, çoktan o sirk müdürünü yemiştin!
Sessizlik altındır, ama senin canını yakana da sessiz kalmak enayiliktir, bunu öğrendim! Bazen "sikerimaeee" demek gerekiyormuş, bu da en son dersim oldu mesela. Daha öğrenmem gereken milyon tane şey var, geberene kadar da devam etcek işte. Lakin yanlışlarımı farkedebiliyorum en azından, bu yüzden de etrafımdaki herkese teşekkür ediyorum. Sorgulamayı öğrendim nihayetinde en azından. Kardeşiz biz lan!